25 Şubat 2011 Cuma

HAL VE GİDİŞAT!..

İçinde buluduğum durumdan tam şikayet etmek isterken, bir anda o durum sana sempatik gelir mi hiç? Söylenmekle söylenmemek arasında kalıp, ne diyeceğini bilemediğin ama gizliden gizliye de durumunu sevmeye başladığın zamanlar.

Tuhaflığın ve tuhaflıkların kraliçesi T.B yine böyle bir duruma imza attı. İş yerimde geçen yazımda şikayet ettiğim durum şuanda ikiye katlandı. Eski günleri arar olduk. Çalıştıkça daha çok pot kırdık, pot kırdıkça gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Çalışmaktan sıyırmış ekip arkadaşlarım hergün büyülü mantar yemiş gibi ortalarda gezinice burası çok şenlikli bir yer olup çıktı. Bu haftaki grafiğim şu şekli aldı.

Uyku için harcanan süre: 6 saat
Cam bardakta içilen çay adedi: 0
Serviste uyuduğum günler: hergün (hatta hepsinde rüya bile görmeye başladım)

Neyse canım, gelelim esas mevzuya. Takıntılı ergen beni mimlemiş. Sağolsun varolsun. Mimleyen de sağolsun, mimlemeyen de. Bu cümle yazıma iyice bayram ziyareti havası verdi. İşte başlıyoruz..

Gün içinde gerçekleşirse şok olacağın şey?
Birden bire 36 bedene düşmüş olmam :)

Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey?
Ayakkabı!..

Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
Gece tam eve girecekken köşedeki büfeden alınan arnavut ciğeri ve amerikan salatalı sandviç!

Kendine en çok yakıştırdığın renk?
Siyah, pembe, lacivert

En sevdiğin takın?
Kolumdaki fatmanın eli bilekliğini hiç çıkarmıyorum, siyah top küpelerimi ve uğurlu kalpli yüzüğümü de çok severim.

Takıntın?
Ne takıntısı, yok bende takıntı. Yoksa var mı? Ayy olabilir mi? Yok yok kesin var..

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım!
Ajda'nın bütün şarkıları. Son günlerde de MFÖ'den yanlızlık ömür boyu.

Solunda ne var?
Şuanda mı? Hemen bakıyorum. Çalışan iş arkadaşlarım, yarım kalmış bir pasta, visine göz damlası, tahta çerçevede sevgilimin resmi, ajandam ve etrafa saçılmış kağıt ve kalemler, birde kirpik yapıştırıcısı. O nerden çıkmış bende anlamadım..

Mimlediklerim:
Küfkedisi, Mia, CYK, Judy, Grace ve Altın dişli hayriye.

Ohh benden geçti, şimdi de siz düşünün :))

17 Şubat 2011 Perşembe

YIRTIK KOT HASSAS KONUDUR!..

Yırtık kot.. Bana göre çok az giysinin sahip olduğu felsefik görüş sahibi bir giysi. İsyankar ama uyumlu, baş kaldırıcı bir pantolon. Altına topuklu giy işe git, altına converse giy pazar kahvaltısına git, altına çizme giy sevgiliyle buluş. Her ortama uyan, her tişörte her kazağa yakışan sempatik bir arkadaşımızdır yırtık kot.

Ancak yırtık kot meselesinde artık canıma tak diyen bir durum oldu. Bu yırtık kot, bronz tenli bacaklarda çok hoş duruyor. Ama sen gel, elin kıllı bacaklı herifi yırtık kot giysin. Yırtıkları kocaman, adamın bacağı fırlayacak içinden. Kotun ön cephesinde 6 kara delik, arkasından da 2 koca yırtık var. Yırtıklar öyle büyük ki, kendisine köpek saldırmış gibi duruyor. Çok seksi olduğunu düşündüğü kıllı bacakları sürekli insanın gözüne takılıyor. Allahım gördükçe midem bulanıyor.

Bu yırtık kot fanı, kıllı bacak amca benimle aynı süpermarketten alışveriş yapıyor. Geçen gün yine en sevdiği yırtık kotuyla peynir reyonunda karşılaştık. Reyondaki soğutucuların çıkardığı küçük rüzgarda bacak kıllarının yırtığın içinden dalgalandığını gördüm. O an bende peynir almaktan vaz geçtim,
Sevgili erkekler;
Eğer sizinde omo beyazı renginde bacaklarınız, o bacaklarınızda ahenkle dans eden kıllarınız varsa, lütfen yırtık kot giymeyin. Bacakların görünmediği yırtık kotlar da var, onları tercih edin, kızların midesini kaldırmayın. Bırakın yırtık kot genç kızların en kurtarıcı giysisi olmaya devam etsin.

"Yok ille giyeceeem" diyorsanız da ne haliniz varsa görün..

15 Şubat 2011 Salı

İNSANLIK HALİ...

Selam Millet!
Yanda görmüş olduğunuz sevgi pıtırcığı gülümseyişi bana Kahvekolik gönderdi. Sağolsun beni en beğendiği 5 blogger içinde saymış. Kendisini bu isabetli seçiminden ötürü kutluyor ve alkışlıyoruz. Hehh hee şaka şaka o kadar da kendini beğenmiş olamadım bir türlü.
Gelelim benim en sevdiğim 5 bloğa. Kankito torpili filan yok, özde değil sözde bir blog olan French Oje listeme ilk sıradan giriş yaptı. Sonracığıma ailecek görüştüğümüz hem kitap kurdu hem bir ahu, venüs mü desem afrodit mi, eli yüzü düzgün bir içim su olan Küfkedisi, (İlk beşe girmese de kocasının da bloğunu okuyorum, reklam olsun diye adını da geçirdim :)
Adını "acemi prenses" filminden dolayı sürekli prenses mia diye söylediğim, Mia'nın sayfası da güncellenir güncellenmez hemen okurum. Ayrıca karmaşık durumların betimleyicisi, sıkılan canlara nefes, dertlere deva, hastalara şifa blog Cips Yemeyen Kız'ı okudukça cipslere saldırasım, kilolarıma yeni arkadaşlar katasım gelir.

Geç bulduğum ama çabuk kaybetmeyeceğim, şirinlik muskam şeker kutum Grace ve Altın Dişli Hayriyem'i de es geçmem.

Bloğumun tasarımcısı, filtre kahve eşlikçisi, bana bir keresinde milk shake ısmarlayan (bak unutmadım hala) büyük şahsiyet, yüce kişilik, yetenek timsali, sevgi pıtırcığı, stil sahibi blogger Paper Doll'da bloggerlardan edindiğim ilk arkadaşlarımdan..

Birde twitter'da beni hiç yanlız bırakmayan, kısa öykülerine bayıldığım adını duydukça canımın vişneli çikolatalı pasta istediği blog Vişne Çürüğü!

Beş oldu mu acaba yazdıklarım? Bir eksik, bir fazla yazmış olabilirim :)) İnsanlık hali, artık idare edin :))

8 Şubat 2011 Salı

İMDAT!... ÇOK YORGUNUM..

Allahım bu bir sınav mı, yaşadıklarıma inanamıyorum. İş yerinde giderek büyüyen sorumluluklarım ve sürekli uzayayan çalışmalar yüzünden oynatmaya az kaldı, diyorum ve doktorumu arıyorum.

Sabah 7 buçukta servise biniyorum ve dönüş saatimin dizak-i milli sınırları içinde olması dua etmeye başlıyorum. Ama gözüm dizi filan görmüyor. Eskiden hayallerim maldiv adalarında uzanıp, long ısland'ımı yudumlamaktı. Şimdi ise hayalim kanepeye uzanıp, çayımı yudumlamak. Tüm bu yorgunluğun yanında "yıkılmadım ayaktayım" mesajı vermek için akşamları oje sürmeye, saçımı maşalamaya devam ediyorum. Göz altı torbalarım giderek tayyip erdoğan'ın yolunda ilerliyor. Akşamları patates, sabahları da buz kompresi ile göz altı torbalarımı itina ile gizliyorum. Kırmızı alarm veriyorum aslında ama hiç belli etmiyorum.
Hafta sonu sevgilimle buluşurken eşofmanları giyip kafamda bir mandal tokayla çıksam yorgun olduğum daha çok belli oluyor. Sırtım ağrıyo, boynum tutuluyor ben yine kuyruğu dik tutmak için topuklu ayakkabılarımdan vaz geçmiyorum. Sevgilim sinemaya gidelim diyince, orda çaktırmadan biraz kestiricem diye havalara uçuyorum. Omzunda uyuklarken filmin korku sahnelerinde tepki vermeyince sevgilim uyuduğumu anlıyor, montunu üzerime örtüyor, başımı boynuna gömüp kaçamağımın resmileşmesinin verdiği rahatlıkla film bitene kadar uyuyorum.
Evde geçen her saniyem çok kıymetli, sanki sürekli bir maratonda gibiyim. Dişlerimi fırçalarken, yatağımı açıyorum. Makyajımı silerken ertesi gün için hazırlayacağım giysileri düşünüyorum. Saçıma maşa yaparken sevgilimle konuşuyorum, cevaplanmayan mailleri okuyorum. Uyumadan önce dolabıma yapıştırdığım post-it notuna göz atıp eksik varmı kontrol ediyorum. İki bardak su içmeden asla uyumuyorum. Sabah çişim gelmiş olduğu için, uyanmak daha kolay oluyor.

Sevgilim ara sıra sürpriz yapıyor, akşamları iş yerime geliyor. Gün içinde onunla konuşabildiğim kısacık anlarda hemen ejerjim fulleniyor, yorgunluğum geçiyor. Bazen kafam öyle dolu oluyor ki, baktığını göremez, okuduğunu anlayamaz bir hale geliyorum, ama kimselere çaktırmıyorum. Düşünceli düşünceli bakınırken zekice bir plan kurguluyor gibi görünüyorum halbuki ben o sırada üst üste 3. sefer okuduğum şeyi anlamaya çalışıyorum.
Sabah uykusuzluktan biterken, ofise en şahane gülümsememle girip, televizyonun sesini açıyorum. "Günaydın benim güzelll iş arkadaşlarım" diye bağrınırken, kızlar yarı uyur bir halde gözlerini açmaya çalışıyorlar ve bendeki enerjiye inanamıyorlar. Aslında öyle bir enerji de yok zaten, bitmişim okeye dönüyorum. Sadece kendimi kandırıyorum..

1 Şubat 2011 Salı

ROMANTİKSEN GERİ BAS!..

Sanırım pek romantik biri değilim, odun muyum ben yoksa. Ama bazı kızların eriyip bittiği romantizm klişeleri benim sinirimi bozuyor yada gülme krizine sokuyor ama kesinlikle romantik gelmiyor.

Misal, çiçek verme. Düşünün karizma abidesi bir sevginiz var. Siz deyin Jony Deep, ben deyim Josh Hartnett. Ama o tipin Taksim meydanında elinde bir demet papatya ile size doğru geldiğini düşünün. Bütün karizma gitti bana göre. Hele çiçek olarak tek bir tane gül verenler var. O nedir öyle yahu, iğrenç. Al bir buket ver, tek gül neyin nesi. Çiçek dediğin iş yerine gönderilir yada eve gelirken alınır. Bir erkeği kucağında çiçekle gördüğümde, çok komik bir durum varmış gibi gülme krizine giriyorum.

Sonra gözlerinin içine bakarak gitar çalma hadisesi var ki, bana çok bayık gelir. Bana sevgilim böyle birşey yapsa, ilişkimizi gözden geçirmem gerekir. Bir insan Teoman, Yalın yada Tarkan değilse bence kimsenin gözlerinin içine bakıp romantik şarkı söylememeli. Bir arkadaşımın sevgilisi gözlerinin içine bakıp saz çalmıştı. Tahmin ettiğiniz gibi ilişkileri tarihin tozlu sayfalarına gömüldü.

Birde sevgilisinin yanından yapışık ikizi gibi hiç ayrılmayan tipler var. Kız nereye giderse yanında onunla gidiyor. Kızkıza yemeğe çıkmışlar, 5 kız birde yanlarında dangoz bir adam. Şöyle kız kıza biraz dedikodu yapacaklar, bırakmıyor sevgilisini tek başına. Yanlarında bir erkek olunca kızlar da rahat rahat konuşamıyor, manasızca bir sohbet dönüyor etrfta. Aynı şeyi yapan kızlar da var ama. Mesela erkek erkeğe playstation oynuyorlar, adam elinde joystick dizinin dibinde de sevgilsi. Birde kızların oyun oynayan sevgililerinin ısrarla yılan gibi boynuna dolanmaya çalışmaları yok mu? Bir rahat bırakın kendinizi de, azıcık birbirinizi özlemeye fırsat verin.

Kibar ve centilmen olmak uğruna kız arkadaşlarının çantalarını taşıyan erkekler var. Kız ve erkek el ele, gülümseyerek yürüyorlar ve erkeğin elinde louis vuitton çanta var. Onlara söyleyim de, dışarıdan bakınca centilmen görünmüyorsunuz bence.

Her kurduğu cümlede 5 kere aşkım diyen tiplere de sinir olmaktayım. İnsanı aşktan soğutuyorlar. Bir döneme damgasını vurmuş sevgili nicki "Canısı" vardı. Hem şarkısı hemde filmi mevcuttu ve "damar style" yaşam tarzını benimsemiş çiftlerin vaz geçilmeziydi.

Romantizm vezir olmakla, rezil olmak arasında çok ince bir çizgi bana göre. Her ilişkide olması gereken, ama herkese göre anlamı değişebilen...

TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ

- Ne zaman telefon elimde gezersem hiç kimse aramıyor. Ama ne zaman duşa girersem çıktığım zaman en az 4 cevapsız arama oluyor.

- Mutfakta yemeğimi hazırlayıp tepsime koyuyorum ve televizyonun karşısındaki üçlü kanepeme kuruluyorum. İşte o an dizi mutlaka reklama giriyor.
- Çantamda ağrı kesicim olduğu zamanlar zıpkın gibi oluyorum. Ama ağrı kesicim yoksa türlü hastalıklar gelip beni buluyor.

- Sinemaya gttiğim zaman daha film başlamadan patlamış mısırım bitmiş oluyor.

- Hayatıma damgasını vurucak çok özel bir an yaşanıyorsa, o an mutlaka benim çişim gelmiş oluyor.

- Çok güzel çıkmam gereken her resimde (nasıl oluyorsa) fotoğraf kadrajı beni hep 5 kilo fazla çekiyor.

- Topuklu ayakkabıyla metrobüse bindiğimde hep ayakta, spor ayakkabı ile bindiğimde de oturarak gidiyorum.

- "Rahat Cuma" olarak ilan ettiğim haftanın son iş gününde ne zaman bol jean, balıkçı kazağım ve özensizce at kuyruğu yapılmış saçlarımla işe gitsem çıkışta sevgilim yemeğe gidelim diyor. Şıklığımdan taviz vermeden gittiğim her cuma gününün sonunda ise tıpış tıpış evime geri dönüyorum.