27 Temmuz 2010 Salı

SAÇMALAMA CANIM!..

Bu sabah bir elimde çayım, bir elimde gazetem sabah keyfi yapıyorum. Televizyonda Atv açık, Berna Laçin'in programı var. Aslında ben programlarda çeşitlilik olmasını severim ama bunlar biraz abartmış. Semra kaynananın dillere pelesenk olmuş lafı gibi "daldan dala, daldan dala" atlayıp duruyolar, VTR girmekten konuklarla iki lafın belini kıramıyolar. Konuk bir cümle kuracak hemen VTR diye kesiyolar lafını. Hele bir muhabir kız var, o çıkınca kanalı değiştiriyorum. Bu güzellikle bu boyla ve posla ancak böyle işkence VTR'ler hazırlanabilir. Halbuki kız su gibi, Han Duvarları'nı okusa yinede kanalı açıp dinler millet. Sürekli abuk subuk sorular soruyor. Güneşin altında sebza satan yaşlı teyzeye "çalışmak zorunda mısınız" diye soruyo. Bende merak ediyordum zaten hobi olarak mı yapıyo teyze bu işi diye. Ressam İsmail Acar'ın Nar tablosunun önünde anons çekmiş. Öyle bir tablo ki, insanın baktıkça içi açılır. Doğal olarak da çok pahalı. "100 bin dolara 3 adet nar" diyor o haberde. Hiç tablonun sanat değerinden, ressamdan bahseden yok. Sadece fiyatına takılmış. Berna Laçin'de VTR bitince sitemlerini iletti sağolsun "3 adet nar dediğin İsmail Acar tablosu" dedi.

İşte yine o daldan dala bölümlerden biriydi bugün. Ortaya bir masa geldi, üstünde de bir sürü çanta var. Birde çanta eksperi gibi bir kadın çıktı, çantalara göre karakter analizi türünden bir geyik dönüyor. Derken laf taklit çantalara geliyor. Diyor ki bilir kişi: "çanta seçimi insanın karakterini, yaşam tarzını anlatır. Mesela taşlı çantaları seçenler renkli kişiliklerdir, tasarım ve orjinal çanta kullananlar da entelektüel ve kültürlü insanlardır."

Kadın taklit çanta kullananlara beyinsiz dedi resmen. Orjinal kullananlar çok kültürlü ve entelektüel insanlarmış. Lafa bak, sanki orjinal çantaları satın alırken IQ testi raporu istiyorlar. Ben televizyonda çalıştığım için bir dönem sürekli Esra Ceyda kardeşleri görüyordum. Orjinal Louis Vuitton çantaları vardı. Sanırım kadın gerçekten haklı.

Daha da Davos'a gelmem.

22 Temmuz 2010 Perşembe

GİTME O KIYIYA SEVGİLİM!

Her yazın geleneksel hale gelmiş bazı etkinlikleri vardır. Tuğçe'nin balkon partisi, Divinya'da ev yapımı likörlerle türk kahvesi geceleri, Ece'nin makarna salatası günü, Samet'in terasında mangal partisi ve birde her yaz yaptığımız Orkun'a veda gecesi. Çünkü her sene bir bahane ile aramızdan firar etmeyi başarıyor.

Geçen sene bu zamanlarda askere gideceği için veda partisi yapmıştık. Dün gece de İngiltere'ye gidecek diye yaptık. Seneye ne olur düşünmek bile istemiyorum. 2 gün sonra yola çıkıyor ve 4 ay boyunca orda bir okula gidecek. Yazın en güzel zamanında temmuz ayını yanlız bırakıyor. Dolayısıyla da beni. Dünyanın başka bir kıyısından skype bağlantı ile görüşüp sesini duymak çok acaip olucak. Alışmak gerçekten de tuhaf birşey. Alışkanlıklardan kopmayı hiç sevmiyorum, özellikle de zararsız olanlardan.
Aslında bu plan kafasında her zaman vardı ama hep ikimize de bir hayal olarak kalıcak gibi geliyordu. Bugün "hala gidicekmişim gibi hissetmiyorum" dedi. Hissetsen iyi olur bebeğim, zira uçağının kalkmasına geri sayım başlamak üzere. Kulaklığıma Ayça'dan bir şarkı indirip yükledim. Gitme o kıyıya sevgilim, ayrılık soğuk, burda mevsim yaz.
Kızları alsalardı bu boşlukta kesin bende askere giderdim. İki erkek bir araya geldi mi saatlerce askerlikten konuşuyolar. Bir gidip görelim bakalım neymiş bu kadar anlattıkları.
Tuğçe Bektaş İstanbul, burda emirleri ben veririm komutanım!

7 Temmuz 2010 Çarşamba

KOŞ, SAKIN DURMA!

Yaz geldi mi sevgilim sabah koşularının dozunu arttırıyor. Ben şimdiye kadar pilates olsun, yoga olsun, indirimli dönemlerde fıtness salonlarına üyelik olsun spor geçmişim fena sayılmaz. Ama koşu işine hiç bulaşmadım. Ta ki geçen haftaya kadar.

Gece zaten yatmışım saat 3 te, 8 de uyandım ama sürünüyorum. Güya erken kalkınca insan zinde olurdu, hani nerde? Uyandım, giyindim, yüzümde 1 kapsül buz şeklinde donmuş gül suyu gezdirdim, 1 bardak elma sirkeli su içtim. Attım kendimi dışarı. Önce Orkun'la konuşa konuşa yürüyoruz. O bişey anlatıyo ama bir türlü anlattığına konsantre olamıyorum, çünkü yüzümden uyku akıyor. Sonra yürüyüş temposu hızlandı, ben hafiften açılır gibi oldum. Sabahları koştuğumuz yer acaip piyasa oluyormuş onu fark ettim. Ben eşofman ve atletle çıktım. Kızlar mini şort giymişler, nıke bileklikler, ensede havlu filan. Bilsem bende hazırlıklı gelirdim valla. Herkes birbirini kesiyo, millet koşmaya değil ruh eşini bulmaya çıkmış sanki.

Biz yürüyüşten koşuya geçiş yaptık, ama ben şortlu kızlara hava atıcam diye Süreyya Ayhan gibi koşuyorum, Orkun neyseki biraz daha önde kızların görüş mesafesinde ama onun önü boş. Derken benim Orkun'la aramdaki mesafe giderek açıldı. Bende "soldan soldan geliyolar tahsin" durumu başladı. Koş koş bitmiyo, ne nefes kaldı ne takat. Bittim resmen, adım atacak gücüm yok. Şortlu kızlar hiç gözümün yaşına bakmadı anında solladılar beni. Birde koşuya çıkarken parfüm sıkmış manyaklar ya.

Orkun baktı ben çok geride kaldım hemen yanıma geldi. Ben ölüyorum nefes nefeseyim, adamda tık yok, sanki o kadar koşan o değil. Tabi karizmamı zedeleyecek her hareketten kaçınıyorum, zira benim gerçekte kıçını kaldırmayı hiç sevmeyen hımbıl bir şişko olduğumu anlaması hiç hoş olmaz. Üstelikte bu gerçeği 9 sene boyunca saklamayı başarmışken. "Canım ayakkabımın içine taş girdi, sen koş ben halledip sana yetişirim" dedim. Tamda karşımızda ağaçların içinde piknik masaları olan bir park var. Zor attım kendimi parka, şortlular da gözden kayboldu Orkun'da. "Ben sana yetişirim dedim" ama tamamen yalan tabi, hiç işim olmaz. Nefes nefese kaldım. Gölgede oturup kendime gelmeyi bekledim. Sonrada ordaki spor aletlerine takıldım yalandan, sırf bahane olsun diye.

25 dakika sonra Orkun geldi, su gibi terlemiş, surat kıpkırmızı. Niye gelmedin dedi, "Canım terim soğudu bende aletlerde devam ettim" diye kıvırdım. Eve dönüş yolunda şortlular bir daha önümüzden geçip koşuya devam ettiler. Bu nedir ya, maraton mu koştunuz kardeşim, yorulup evlerine gidemediler bir türlü. Nasıl bir enerjidir, ne yiyip ne içiyolarsa bizde ondan yiyelim valla. Bu iş burda bitmez, bu cumartesi yine koşucaz. Erken merken, kalkıp gidicem. Meydanı şortlulara bırakamam.

T.B RÖPÜ FRENCHOJE'DE..

Sevgili Blogger frenchoje kendi sayfasında benimle bir röportaj yaptı. Röportajın konusu ilişkiler üzerine. Benim 9 yıl boyunca devam eden bir ilişkim olduğu için beni bu işin gurusu ilan etti sağolsun. Bende acaip havaya girdim.
Frencoje'nin okuyucuları merak ettiği soruları sormuş, bende elimden geldiğince yanıtladım. Çok hoşuma gitti bu iş. Şuanda ciddi anlamda kendimi Selin Karacehennem'e rakip olarak görüyorum. Sormayın, dünden beri çok acaip havaya girdim. Bunun gibi başka projeler varsa bütün tekliflere açığım :)

Yazının başında "T.B evinin kapılarını alem dergisine açtı" tadında bir resim karşılacak sizi. Lüfen korkmayın. Geyik olsun diye çekmiştik, onu ciddiye almayın. Normalde o şekilde evde gezen insanlar değiliz :)

Frenchoje'nin vintage temalı blogundaki röporatjım işte burada.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

YAZLIK TIKINMALAR LİSTESİ

6 numara: İskelede buzlu limonlu diet kola
Güneşin altında malak gibi yatanlar, terden sırıl sıklam olup bir yudum serinlik arayanlar, İstanbul'un sıcağında çalışırken eriyip gidenler. Uzun cam bardakta içinde limon dilimleri ve buz dolu diet kola yaranıza merhem olacaktır. Bunu birde iskelede denize bakarak içerseniz insanda gam keder kalmaz.

5 numara: Balkonda taze fasulye
Burası Selimpaşa, sebze satanlar kapı kapı gezerek en tazelerini satıyor. Favorim taze fasulye. Akşam üstü yanında tahıllı ekmekle yenilen taze fasulye hem hafif, hemde doyurucu.

4 numara: Parktaki banklarda çekirdek
Akşamları arkadaşlarla toplanınca çekirdeksiz muhabbet olmaz. Kurallar yıllardır aynı. Son gelen çekirdeği alır, ilk giden de çöpleri toplar.

3 numara: Kumsalda simit ayran
Sahilde karnı açıkıp eve gitmeye üşenenler simitçinin yolunu gözler. Yanında büyük ayran da çok iyi gider. Ama ben tatlı simidi değil, sokak simidini daha çok severim.

2 numara: Yürüyüş dönüşü közde mısır
Akşamları siteleri turlarken burnunuza közde mısırın kokusu gelirse almak şart olmuş demektir. Tek sorun mısırı yedikten sonra dişlerde kalan siyah şeyler.

1 numara: Gece gözlemesi
Geceleri midesinden gelen sese kulak verip şeytana uyanlar, soluğu gözlemecide alıyor. Bizim burda şahane gözleme yapan bir yer var. Hem lezzetli hem ucuz. Günün her saati gider, ama bana kalırsa gece tadı bir başka. Patatesli, kaşarlı, kıymalı, peynirli ve hatta nutellalı bile var. Benim hayalimse tam undan yapılmış lor peynirli ve ıspanaklı bir gözleme ama şimdilik mönüde yok.

1 Temmuz 2010 Perşembe

MİMLİYORUM, ÖYLEYSE VARIM!..

Mimle mimle bitmiyor kardeşim, çok bereketli bir sezona girmiş bulunmaktayız. Bu seferde frenchoje hayatı kolaylaştıran tüyolar ve akılda kalıcı nasihatlerden oluşan bir mimi bana uçurdu. İşte 24 yıllık anlı şanlı tarihimde benden size nasihatler.

1- Allah aşkına depresif olmayın. Bir insanın bir gün morali bozuk olabilir, iki günde olabilir, hadi diyelim üç günde olsun. Ama hayat boyu bunalım takılan insanlar var, hepsinden nefret ediyorum. Sürekli şikayet, sürekli sızlanma. Yahu elin ayağın sapa sağlam, ailen hayatta, işin gücün var, karnın doyuyo. E daha ne istiyosun. Bir şükür demek yok. Bir dönüpde evsiz insanlara, ölümcül hastalıklarla boğuşanlara, evlerinde üzerlerine bomba yağan ailelere bakmaz. Sahip olduklarının farkında bile değil. Böyle tipler benim bütün enerjimi alıyo. Hiç görüşmüyorum bunlarla. Merhaba der geçerim. İşim olmaz.

2- Aç karnına neskafe içmeyi çok seviyorum, acaip tokluk hissi veriyor.

3- Aşırı kıskanç olmayın, eğer öyleyseniz belli etmemeye çalışın. Valla aklında bişey yokken, zorla aklına sokuyosunuz.

4- Üzerinize vazife olmayan hiç bir işi, iyilik yada jest olsun diye yapmayın. Ben çok yaptım hepsi üzerime yapıştı. Sonuç olarak insanlar takdir etmeyi değil, kendini yaymayı seçiyor ve her seferinde sizden beklentileri daha da artıyor. Benden üzerime yapışan görevleri bekleyenlere kötü bir haberim var: Artık poponuzu kaldırmanız gerekecek!

5- Gece uyumadan önce 3 farklı kokteyl seçeneğim var. Bazen ev arkadaşım Melly'ye de "Gece kokteyli alır mıydın canııımmm" diye soruyorum, şaşkın şaşkın bakıyor. İlk seçenek papatya çayı, insanı gevşetiyor. Yatağımda abajurun ışığında kitap okurken papatya çayı içmeye bayılıyorum. İkinci seçenek soğuk süt. Süt içmeyi seviyorum cildime iyi geliyo, hemde menepoz için şimdiden önlem almak lazım. Son seçenek de 1 kase yoğurt. Bazen içine bal ekleyip tatlı, bazende nane ekleyip tuzlu yapıyorum. Uykumu getiriyor ve deliksiz uyumamı sağlıyor. Gece kokteyllerini hepinize tavsiye ederim. Çok işinize yarayacak.