28 Aralık 2012 Cuma
Biz taşındık..
Daha kapsamlı bir çalışma için kendimize yeni bir çatı bulduk. Uzun bir süredir bizi burada yalnız bırakmayan okurlarımızı yeni sayfamıza bekliyoruz.
www.tugceselseyler.com
29 Ekim 2012 Pazartesi
Taşınıyoruz!..
Yeniliğin ve yeniliklerin insanı Tuğçe, bu sezona da bir kaç ufak değişiklikle başlamaya karar verdi. Sanırım artık kuaförde saç başla olan değişimler beni kesmiyor, yenilenmeyi öyle çok seviyorum ki yaşantımda olan herşey bu durumdan nasibini almaya başladı.
Yaz bitiminde önce salona el attım. Geçen yıl mor ve beyaz olarak kullandığım salonu bu sene siyah ve beyaz olarak değiştirdim. Beyaz koltuklarınız varsa sadece yastık, tablo ve duvar kağıdı değişimleri ile çok ucuza salonun tarzını yenilemek mümkün oluyor. Duvar kağıdı deyip geçmemek lazım tabi, yapması çok zor ve bir o kadar da eğlenceli. Duvar kağıdı yapmak ekip işi zaten, hatta bence çiftlerin geçmeleri gereken bir sınav. O kağıtlar azıcık yamuk olunca kavga başlıyor hemen :) Yada milim milim tam denk geldiğinde kutlama kucaklaşmaları! Bizde o sınavı gece 3 buçuk sularında başarıyla bitirdik. Öyle ki kolumuza bir altın bilezik daha takıp, hafta sonları duvar kağıdı ustası olarak evlere gidebilirdik artık. Derken geride bıraktığımız dağınıklık ve pislik gözüme çarptı. Duvarı kaplamak 4 saat sürdü, salonu temizlemek ise paha biçilemez.
Yenilik dedim ya, blogumu da yenilemek istedim bu sene. Daha sade olmalı artık blog, ve daha açık. Teknoloji denilince bendeki beyin damarları tıkandığı için hemen kuzenimden yardım istedim. Kırmadı sağolsun, gecesini gündüzüne kattı. Her adımı atmadan önce de bana soruyor: "Domain aldık ama aktive etmek için hosting de satın alıp, domainimizi hostinge tanımlamamız gerekiyor" diyor. Hiç bir şey anlamıyorum. Öyle anlamıyorum ki, kafasından uydursa zerre kadar şüphelenmem. Çaktırmadan "Tabi canım hostingsiz olur mu, en iyisinden en kaliteli hostinginden alalım ucuza kaçmayalım" diyorum, gülüyor.
İşte bu yüzden yazılarıma artık yeni blogta devam etmek istedim ama yazmadan da duramadım. Yazı yazmadığım zaman beynim öyle doluyor ki, yazacağım şeyler sürekli iç sesimde dublajlanarak beynimi meşgul ediyor. Beynimde duracağına burada dursun diyerek, sanırım buradaki son yazımı da yazmış oldum.
İşimi öyle çok seviyorum ki, 29 Ekim'de yani resmi tatil olan bir günde bile sabah erkenden belki bir şeyler yaparım diye işe geldim. Üstelik servis bile yoktu ve ayakkabılarım devletimizin sağladığı toplu taşıma araçları için fazla topukluydu. Binbir zorlukla hedefe vardığımda; bütün ekibin tek bir fire vermeden kendi kendine işe geldiğini fark ettik. Sanırım takım ruhu dedikleri bu olmalı :)) Ve bu yarım günlük ofis kaçamağım sayesinde biriken blog postlarını okumak ve yazı yazmak için kendime bir fırsat yaratmış oldum.
Yeni sayfam tamamlandığı zaman buradan da duyuracağım, şimdilik yapım aşamasında :))
Aa unutmadan, yazı yazmadığım zaman twitter'dan "ne zamandır yazmıyosun" diye sitem edenler; "çok tatlısınız"
Bu sitemlerden çok mutlu oluyorum...
13 Temmuz 2012 Cuma
Bodrum'da Tekne Turu Günü...
Bodrum'dan döneli 3 hafta oldu ama Bodrum yazılarım hala bitmedi. Her gün başka başka yerler keşfettiğimiz için bir sürü yazacak şeyim oldu ve bende aralarından eleme yaptım, çünkü Bodrum yazdıkça gerçek hayata dönmem giderek zorlaşıyordu.
Herkesin tatil anlayışı farklıdır. Benim için en kötü tatil; bir tatil köyünde tıkılarak bir hafta boyunca aynı yerde pineklemek. Sabah erkenden uyanıp sezlong kaparsın, açık büfede somon füme bitmeden koştur koştur sıraya girersin, aynı disko, aynı plaj, aynı havuz. Hele ki herşey dahil bir tatile gitmişsen eve kutup ayısı olarak dönersin. Ama benim için tatil keşfetmek demek! Bol bol yüzmek, akşamları farklı yerlerde güzel yemekler yemek, kumsalda yürüyüş yapmak, denize karşı rakı içmek, fotoğraf çekmek, kumsalda uyuya kalmak, geceleri kendini martiniye teslim etmek, sınırsız midye dolma yemek ve tabiki tekne turuna çıkmak!
Tekne turu olmadan tatil olmaz bana göre. Bodrum'da da ten rengimiz omo beyazından dönünce, kendimizi Akyarlar Marina'ya attık ve Bal Mahmut'un teknesi ile ertesi gün tura çıkmak için ismimizi yazdırdık. Tekne turunda hem en güzel koylarda yüzer, hem de şahane bir şekilde bronzlaşırsınız.
Büyük Akvaryum, dilek mağarası, camel beach, aşıklar koyu yada Zeki Müren koyu. Neden buraya Zeki Müren koyu dendiğini de pek anlamış değilim ama işin mantığına girmeden sadece yüzdüm. Tekne turunda yüzeceğiniz her koyda deniz çivi gibi soğuk, bende söylemesi. Ama soğuk diye girmemezlik yaparsanız da daha sonra pişmanlıktan Kaşağı romanındaki gibi kuş palazı olursunuz benden söylemesi.
Camel Beach'te podyum gibi uzun bir iskele var ve tekneler buraya yanaşıyor. Kumsalı çok kalabalık, alışveriş yapılacak tek bir dükkan var, oradan da aradığım şapkayı bulup aldım. Bal Mahmut'un teknesinde hizmette sınır tanımıyorlar. Öğlen yemeğinde tavuk şnitzel, salata ve spagetti vardı. O spagetti de sos yok, hiç bir şey yok ama nasıl lezzetli size anlatamam. Spagettiden nefret eden Orky ilk kez teknede spagetti ile tanıştı. Yemekleri herkese dağıttıktan sonra doymayan ayılar için tabaklara ilave yapacak kadar da cömertler. O ayılardan birisi de bendim ve biraz daha spagetti alarak sonsuz maviliğin üstünde bu lezzete kendimi teslim ettim.
Yemekten sonra başka bir koya geçildi ve orada da çay saati başladı. Bir lokma döktüler teknede, sıcak sıcak herkese servis yaptılar. Yanında da mis gibi demlenmiş çay. Lokmayı ısırıyorum kıtır kıtır olmuş, hamur değil. Orky ile ben cennete düşmüş gibi mutluyuz. Bol bol yiyip kendimizden geçiyoruz, sonra da buz gibi suya atlayıp kendimize geliyoruz. Ben kapalı yerlere girmekten pek hoşlanmam, hatta tavanı düşük otoparklarda bile o tavan üstüme yıkılacak hissine kapılırım ve hızlıca girer çıkarım. Bu yüzden de senelerdir Bodrum'daki tekne turunda Dilek Mağarası'nn yakınından bile geçmeden teknenin yakınlarında yüzerdim. Bu sene Orky'nin gaza getirmesiyle mağaraya kadar yüzüp ve mağaranın içine girdim! Şaka gibi ama kendi kendime ben bile inanamadım. İçi buz gibi serin mağaraya girip bitmek bilmeyen dileklerimi sıraladım.Aslında senelerdir bu salakça korku ile de neler kaçırmışım, kendime bir güven geldi ki sormayın.
O güvenle nasıl havaya girdiysem Yasemin Dalkılıç gibi mağaradan yüzerek çıktım. Çıkarken dizim ciddi ciddi kayalığa girdi, pek çaktırmadım ama bacağı orda bırakıp tekneye dönecektim, o derece canım yandı.
Şahane tekne turu için kişi başı 40 TL fiyat ödüyorsunuz. Bu fiyata öğle yemeği ve çay saati de dahil. Tekne turunda sahip olacağınız bronz ten ise ücretsiz!..
6 Temmuz 2012 Cuma
Bodrum'daki şahane keşfimiz: "Aspat"
Sabah kahvaltımızı yapıp, sonra da el birliği ile toparlanmışız. Orky'nin en sevdiğim huylarından biri ortada yapılacak bir iş varsa işin yarısını hemen üstlenmesidir. O masayı topluyor, ben kirlileri makineye diziyorum. O bir gün önce kuruması için ipe asılan havlu ve mayoları topluyor, ben deniz çantasını hazırlıyorum. O arabayı sürüyor, ben yanında şarkı söylüyorum..
Akyarlar'dan çıkıp, Karaincir'i de geçip gidiyoruz, nereye gideceğimizi bilmeden. Yol bizi Aspat'ta Solida Beach diye bir yere çıkarıyor. "Gel bir girip bakalım nasıl bir yermiş" diyorum heyecanla, o da hiç itiraz etmeden keşfe başlıyor.
O kadar harika bir yere gelmişiz ki, arabayla içeri girdiğimiz anda o gün orada kalacağımızı ikimiz de çok iyi biliyoruz. Görevliler bize tesisi gezdiriyor, sonra da girişteki bankoda ücreti ödeyip kolumuza bir bileklik takıyorlar. Burada para geçerli değil, tabi öpücük de :) Girişte bilekliğimize kişi başı 35 TL yüklüyorlar ve içeride bu yüklenen miktardan harcama yapıyorsunuz. Kapıda "Her kişi için 35 TL yükleme yapılması mecburi" yazıyor, tesis şahane. Tabi ki pazarlık üstadı kocam iki kişi için 50 TL yüklemede anlaşıp, şahane günü hemen başlatıyor.
Burası uçsuz bucaksız, geniş mi geniş, kocaman, yeşili yem yeşil, mavisi mas mavi olan lebi derya bir yer. Kalabalık bile olsa, o kadar büyük bir yer ki, çok rahat ediyorsunuz. Gelen herkesin ayrı bir bungalov yada çadırı oluyor. Biz denize yakın yerlerden içinde 2 şezlong, bir minder ve birde bank olan bir bungalov seçtik. Etrafınızda yer yer heykeller, antik çağdan kalma hissini veren sanat eserleri, tek kişilik hamak salıncaklar ve palmiye ağaçları var. Tek kelimeyle cennet gibi bir yer.
Üstelik bol bol rüzgar aldığı içinde güneşlenmek çok güzel. Denizi insana küçük bir şok yaşatacak kadar soğuk. Ama size alışmak için 3 dakika veriyorum. İlk üç dakika hayli zorlu geçse de, daha sonra insan bu koyu mavi berrak sudan çıkmak istemiyor.
Öğleyin ikimizde pizza margarita yedik ve ortaya patates kızartması istedik. Pizzası çok lezzetliydi ve ben patetes kızartmasız bir tatil düşünemediğimden her gün ortaya bir patates söylemeyi alışkanlık haline getirdim. Yemekleri barın yanında yedik, isteyen içerideki restoranda da yiyebiliyor, orada da şahane ızgaralar yapılıyor. Kalabalık bir aileyseniz de burası sizin için çok rahat edebileceğiniz bir yer. Geniş bir alan olduğu için rahat rahat oyun oynayabilir, kitabınızı okuyabilir, gürültü yapabilir ve kahkaha atabilirsiniz :))
Aspat'taki Solida Beach tatil boyunca iki kere gittiğimiz tek yerdi. "Her gün yeni bir plaj" kuralımızı ilk kez burası için bozduk ve sanırım başka Bodrum ziyaretlerimde de ilk tercihim burası olacak..
Akyarlar'dan çıkıp, Karaincir'i de geçip gidiyoruz, nereye gideceğimizi bilmeden. Yol bizi Aspat'ta Solida Beach diye bir yere çıkarıyor. "Gel bir girip bakalım nasıl bir yermiş" diyorum heyecanla, o da hiç itiraz etmeden keşfe başlıyor.
O kadar harika bir yere gelmişiz ki, arabayla içeri girdiğimiz anda o gün orada kalacağımızı ikimiz de çok iyi biliyoruz. Görevliler bize tesisi gezdiriyor, sonra da girişteki bankoda ücreti ödeyip kolumuza bir bileklik takıyorlar. Burada para geçerli değil, tabi öpücük de :) Girişte bilekliğimize kişi başı 35 TL yüklüyorlar ve içeride bu yüklenen miktardan harcama yapıyorsunuz. Kapıda "Her kişi için 35 TL yükleme yapılması mecburi" yazıyor, tesis şahane. Tabi ki pazarlık üstadı kocam iki kişi için 50 TL yüklemede anlaşıp, şahane günü hemen başlatıyor.
Burası uçsuz bucaksız, geniş mi geniş, kocaman, yeşili yem yeşil, mavisi mas mavi olan lebi derya bir yer. Kalabalık bile olsa, o kadar büyük bir yer ki, çok rahat ediyorsunuz. Gelen herkesin ayrı bir bungalov yada çadırı oluyor. Biz denize yakın yerlerden içinde 2 şezlong, bir minder ve birde bank olan bir bungalov seçtik. Etrafınızda yer yer heykeller, antik çağdan kalma hissini veren sanat eserleri, tek kişilik hamak salıncaklar ve palmiye ağaçları var. Tek kelimeyle cennet gibi bir yer.
Üstelik bol bol rüzgar aldığı içinde güneşlenmek çok güzel. Denizi insana küçük bir şok yaşatacak kadar soğuk. Ama size alışmak için 3 dakika veriyorum. İlk üç dakika hayli zorlu geçse de, daha sonra insan bu koyu mavi berrak sudan çıkmak istemiyor.
Öğleyin ikimizde pizza margarita yedik ve ortaya patates kızartması istedik. Pizzası çok lezzetliydi ve ben patetes kızartmasız bir tatil düşünemediğimden her gün ortaya bir patates söylemeyi alışkanlık haline getirdim. Yemekleri barın yanında yedik, isteyen içerideki restoranda da yiyebiliyor, orada da şahane ızgaralar yapılıyor. Kalabalık bir aileyseniz de burası sizin için çok rahat edebileceğiniz bir yer. Geniş bir alan olduğu için rahat rahat oyun oynayabilir, kitabınızı okuyabilir, gürültü yapabilir ve kahkaha atabilirsiniz :))
Aspat'taki Solida Beach tatil boyunca iki kere gittiğimiz tek yerdi. "Her gün yeni bir plaj" kuralımızı ilk kez burası için bozduk ve sanırım başka Bodrum ziyaretlerimde de ilk tercihim burası olacak..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















