27 Haziran 2011 Pazartesi

Kitabımızın Kapağı Hazır!...

Herkese İyi haftalar!...

T.B ve Frenchoje ortak yapımı olan kitabımız Temmuz'da çıkıyor. Ebru Demetgül tasarımıyla kapağımız da hazır! French de, ben de çok heyecanlı ve mutluyuz. Siz nasıl buldunuz bakalım, Erkek Dedikodusu'nun kapağını beğendiniz mi?

21 Haziran 2011 Salı

Gece Eğlenmeye Giden İnsan Tipleri

1- "İçkisiz Eğlenemem" tayfası
En yakın arkadaşlarım ve sevgilim dahil tanıdığım bir çok kişi gece dışarı çıkınca içki içmeden eğlenemem diyor. Gider gitmez ufak ufak demlenmeye başlıyorlar, 2 tek atmadan kıvama gelemiyorlar. İçki yüzünden arabalarını bile almayıp, dolmuşla dönmeyi göze alıyorlar. Durağan olarak başladıkları gecede, biraz alkol alınca zıpkın gibi, fişek gibi olup bildikleri bütün dansları tek tek yapmaya, esprileri uçurmaya başlıyorlar.

2- "Eğlence bahane, herşey şahane"
İşte ben ve benim gibilerin ait olduğu grup. Zaten kırk yılda bir gece dışarı çıktığı için her ortama uyarlar. Çok fazla içki içmezler, çünkü kokusundan bile sarhoş olurlar ve sarhoş olurlarsa da hiç eğlenemezler. Genelde masalarında formalite icabı bir kadeh içki olur, onunda gecenin sonuna kadar ancak yarısı biter. Kapı gıcırtısına oynarlar, her şeyi beğenirler. Gülmek için masadaki peçeteden, uçan kuştan martıdan kendilerine malzeme çıkarıp kahkahayı basarlar. Onlar için eğlence bahane, her şey şahanedir.

3- "Ne zaman kalkıyoruz yaa?"
Bu grubun mensupları evdekilere bir yalan atarak gece eğlenceye geldiği için, eğlencenin en güzel zamanında kolunuzu çekerek "kaçta kalkıyoruz abi ya benim gitmem lazım" diyerek sizi taciz ederler. Önce duymamazlıktan gelirsiniz, sonra "tamam 1 saate kalkarız" deyip başınızdan savarsınız. Artık her dakika başı "hadi gidelim yaaaa, giidelim" demeye başlayınca 2 seçenek vardır. Ya güzelim eğlenceyi yarıda bırakırsınız, yada arkadaşınızı yarı yolda bırakırsınız!

4- Beleşçiler!
Bu grup hem "hiç bir şeyden kusur kalmayım" hemde, "aman az para verelim" felsefesinde olan kişilerden oluşur. En pahalı balığı, en güzel mezeleri sipariş ederler. Masada herkesten çok tıkınıp hesap gelince de gönlünden ne koparsa 5'lik 10'luk atıp kendilerini akıllı zannederler. Derken organizatör ruhlu T.B olaya el atar ve hesabı ortak bölüştürmez, herkese kendi yediğini ödetir. Kendini akıllı sanan beleşçi arkadaş yediklerinin parasını bu sefer başkasına yıkamayınca bir dahaki eğlenceye katılmaz!

5- Ruh eşini arayanlar!
Tamam yalnızlık zor ama gece eğlenmeye çıkmışsın, seninle 2 lafın belini kıramıyor. Gözler fıldır fıldır dönmekte. Nerede kim var, ne yiyor ne içiyor hepsini gözetliyor. Her geleni süzmeler, herkese mavi boncuk dağıtmalar. Hayır ruh eşini arıyorsan tek gelseydin. Bir şey değil kurunun yanında yaşta yanacak.

6- Mazeretim var, asabiyim ben!
Her şeye sinir olurlar. Yemeği beğenmezler, müziği sevmezler, her şeye somurturlar. Sürekli şikayet ederler. "Ya bir rahat bırak kendini, azıcık eğlenelim. Gel bak gavurdağı salatasına ekmek banalım, beraber kadeh tokuşturalım" dersin, bir dokunup bin ah işitirsin. Ya sevgilisiyle kavga etmiş, yada ayrılmıştır. Sevgiliyle herşey yolundaysa da mutlaka kafasına takacak başka bir problem bulur, bazılarındaysa rahat batma durumu mevzu bahistir. Sürekli bunalımdalardır, kendileri hiç eğlenemediği gibi sizin de gecenizi mahvederler.

7- Telefonuma Aşığım!
Sen dünyanın en komik hikayesini anlat yine de sürekli telefonuyla yaşayıp etrafla hiç ilgilenmeyen insanlar vardır. Özellikle ıphone ve blackberry kullanıcıları bu işin suyunu çıkarmak şeklinde sürekli abartırlar. Kendilerine sık sık dünyadan çağrıda bulunuruz ama bizleri duyması için cep telefonlarına mesaj atmamız gerekir. Bütün gece internette gezinip, mesajlaşırlar. Her muhabbete fransız kalıp, herkesin kahkaha attığı bir anda "nooldu nooldu neye güldünüz?" diye sorarlar. Telefonlarına öylesine yapışıklardır ki, varlıklarını bile unutursunuz.

8-Yapışık Sevgililer!
Yahu bir bıraksanız birbirinizi; göreceksiniz ki kimse kimseyi kaçırmıyor. Yok ille de kobra gibi birbirlerinin boynuna dolanacaklar. Bütün gece kendi sıkıcı anılarını anlatıp dururlar. Hele ki ailenin de işin içine girdiği anılar gece eğlencelerinde hiç eğlendirmese de bütün masa mecburen dinler. Sürekli öpüşüp, koklaşıp "ayy aşkitoomm, seviyo musun beni?" şeklinde dialogları başa sarıp sarıp döndürürler. Yanlızlar bile zaman zaman onlar sayesinde kendi yanlızlığı ile barışık olur.

9-Şoförler!
İşte gece eğlenmeye giden arkadaş grubunun en fedakar, en vefalı kişileri. Grubun içinde arabası olan sayılı kişiler içinde en vicdanlısı ortaya atılır ve gecenin şoföru olur. Bütün gece hiç içki içmezler, dönüşte arabasına balık istifi gibi milleti doldurup herkesi tek tek evine bırakırlar. Çok sevilesi ve hatta örnek olunası kişilerdir.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Kitabımız "Erkek Dedikodusu" çıkmak için gün sayıyor!

Bugün içimde başka bir heyecan var benim. Çünkü hayatta çok istediğim şeylerden birisi çok yakında gerçek olmak üzere.

Şu hayatta yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri yazmak, biri de konuşmak! Şimdi French oje ile birlikte yazarken çok eğlendiğimiz kitabımız nihayet basılıyor..

Bu benim için çok özel. Çünkü bu benim ilk denemem. Çünkü bu benim French oje'ye olan dostluğumun bir bağı. Çünkü bu kızların tuvalette sıra beklerken, evde oje sürerken, makyaj yaparken, bir kafede kahve içerken sürekli yaptıkları erkek dedikodularının birleşimi. Çünkü bu inatla insanın istediği şeyi yapabilmek için, üzerine gitmesini doğrulayan bir kanıt. Çünkü bu benim hayallerimin peşinden gitme maceram!

T.B ve French oje'nin birlikte yazdıkları "erkek dedikosu" nun kapağı hafta sonu çekildi!. Yukarıdaki fotoğrafta çekimlerden küçük bir anı. Kitabımız Dizüstü Edebiyat'tan temmuz ayının ortasında çıkıyor. Çok heyecanlıyım, umarım beğenirsiniz!...

16 Haziran 2011 Perşembe

AŞKIN ÖMRÜ NE KADARDI?

Hiçbir şeyleri benzemeyen, birbirine tamamen zıt iki insan nasıl sevgili olur? Aslında çok iyi olur. Çünkü kendinde olmayan şeyler, onda vardır. Sivri yanlarını onun aynasında görüp törpülemeye çalışırsın. Bugüne kadar denemeye cesaret edemediğin tüm planlarını onunla hayata geçirir, kendini tutamadığın zamanlarda onun frenleriyle kendini dengelersin. Onun söyledikleri, bazen senin hiç söyleyemediklerin olur. Kendine hiç benzemeyen sevgilinle aslında kendine başka bir aynadan bakmış gibi olursun. Bence iki zıt insandan gayet güzel bir çift olur, ama o iki zıt insan nasıl aynı evde yaşar?

İşte bu konuda sürekli takılıyorum. Konusunu anlamadığım kitaplardaki gibi; önceki bölümü açıp okuma refleksi gösteriyorum. Ama ilişkimizin önceki bölümde buna dair hiç bir bilgi yer almıyor.

O diyor ki; mutfak dolaplarımız kırmızı olsun! Ben boğa burcuyum ya, nedense kırmızıyı görünce tipik boğa tepkisi veriyorum. Olmaz diyorum siyah lake olsun! O diyor ki; giysi dolaplarının sürgülü kapağına ayna taktıralım. "Ne kapağı sevgilim, giysi dolaplarında kapak olmasın lütfen, açık olmalı" diyorum. İki sefer kendi dediğimi yaptıramam. Ya mutfak kırmızı olucak, yada giysi dolabına kapak takılacak. Ben hangisinden vaz geçsem diye düşünürken "neyse en azından boya derdimiz yok ev ter temiz" diyor. "İyide hani duvarlar beton grisi olucaktı?" diye depar atıyorum hemen.

O zaten taş gibi, hala her akşam spora gidiyor. Benimse selülitlerim topuklarıma kadar indi. Yine de akşam oldu mu kareli battaniyemin altında kuluçkaya yatan tavuk gibi kımıldamadan duruyorum. O spor salonunda ter döküyor; bende patlamış mısır, kahve fincanı, korku filmi üçlüsüyle takılıyorum :) Sokakta yürürken aynı Lorel ve Hardi gibiyiz. Arabada da Edi ve Büdü. Ben camdan sarkıp bağıra bağıra şarkı söylüyorum, o da dünyanın en ciddi işini yapar gibi arabasını kullanıyor.

Bence evin müdahaleye gerek olmayan tek yeri banyo tezgahı. En gerek olmayan yeri bulup; "Buraya da dolap yapalım bari" diyor. Panik halimi gizlemeye çalışarak "Böyle ferah ferah dursun işte, dolap koyarsak daralır" diyorum. Ama çok olduğumu da biliyorum. Bari benimde istediğim bir şey olsa da, istemiyormuş gibi yapıp bir sayı da o alsa diye geçiriyorum içimden.

Girişe tarif ettiği vestiyer; benim mahallenin demircisine yaptıracağım müzik notalarından olan askılığa hiç benzemiyor. Demirden yapılan sol anahtarları ve çeşitli notaları askılık olarak kullanılacaktım. Benim sanatsal önerime, çok kullanışlı ikea tarzı vestiyeri ile baskın çıkıyor.

Etrafı ampüllerle çevrili olan tuvalet masamı gereksiz buluyor, salon için düşündüğüm L koltuk için "kullanışsız" diyor, perdeye alternatif olarak sunduğum stor önerimi kulak arkası yapıyor. Buz patenlerimi sergileyeceğim küçük alanıma göz dikip, mekik sehpasını koyuyor. Çok pardon ama aşkın ömrü 3 yıl diyenler yanılıyor. Çünkü o kadar tatlı ki; hayır demeye kıyamadığım için tüm ev onun istediği gibi oluyor!..

6 Haziran 2011 Pazartesi

UÇUYORUZ NE GÜZEL TRAPEZ'DE!..

Bir bu kalmıştı yapmadığımız, o da oldu sonunda. Pazar sabahı French oje ile birlikte trapez etkinliğine gittik. Her türlü güvenlik önlemini alarak ilk sırada french arkasında da ben merdivenleri tırmandık. O kadar çok güvenlik aksesuarı var ki, ona rağmen kafamı gözümü kırarsam kesin yüzyılın alay konusu olurum diye geçirdim içimden. Zira ben böyle aktivitelerde hep çok bilir gibi atlar, sonra da beceremeyip tırıs tırıs yerime geçerdim.

Frenços atlamaya gelince panik atak krizi geçirdi. Bizi atlayışa hazırlayan ekip yabancı, bir nevi turist sayılır. Ülkemizi iyi temsil etmek gerek. Bende "came on baby, dont panic sweetheart" gibi az sayıda bildiğim ingilizce kalıplarını arka arkaya dizip cool bir imaj çizdim. Frenços süper panik bir şekilde atlayıp trapezin üzerinde bir kaç can çekişir gibi hareket yaptıktan sonra, kendini kelebek gibi filenin üzerine attı. Ta taamm sıra bendeydi!

Atlama sırası bana gelince nedense frenchoje'me hak vermemek elde değildi. Korktuğumu belli etmemek için ellerimi pudra dolu torbaya daldırıp zaman kazanmaya çalıştım. Kadın bütün hazırlıklarımı bitirip "hadi yavrum beni uğraştırma atlıyorsan atla" anlamına gelen "ready hup" komutunu verdi. Bende dedim kadın "hup" diyo ama babana bile güvenme demişler, bir dönüp arkaya bakalım bütün aksamlar yerinde mi. Kadın ikinci kez "ready hup" deyince iki elimde asıldığım bara yüklenip attım kendimi aşağı.

Vay anasını, aşağıda bambaşka bir dünya varmış meğersem. İçimdeki sirk kızının açığa çıkışını büyük bir dehşetle izledim. Martı gibi süzüldüğüm trapezde fazla havaya girmiş olucam ki, yüz üstü olarak fileye inmeyi başaran kişi olarak da tarihe geçtim. İkinci denemede dizlerden trapeze asılıp, baş aşağı sallanıyorsun. Hareketi tam yapmışım, aşağıda alkış kıyamet, bende hava bin beş yüz. Sonunda yaptığım ters taklayı hiç saymıyorum bile, bakın ne kadar mütevaziyim :)

Trapezden aşağı inince çevremdeki diğer elemanlara "3 yaşından beri trapezlerde çalışıyorum, en son Britney Spears'in circus klibinde oynadım" diye bayat bir espri yaptım. Sıcağında etkisiyle olucak, esprim çok tuttu. Kankim frenços'un elinden tutup ona bedava olan enerji içeceklerinden ısmarladım ve yeni maceralara atılmak üzere metrobüse bindik..