- Birinden hoşlanırken ilk adımı sürekli karşıdan beklemek niye? Sen ona kendini fark ettirene kadar, o seni çözene kadar, karşı taraf cesaretini toplayana kadar, bekle babam bekle. Ne gerek o var stresi yaşamaya. Ben baktım hislerimden eminim, bir arkadaşım tabirici caizse aracı oldu, gitti Tuğçe senden hoşlanıyomuş dedi. Boyum mu uzadı hayır, ama hiç birşey de kaybetmedim, sadece olmaz dedi o kadar :)) Ama yılmadım, hedefe odaklandım. Aynı yaz içinde 2 kez daha söyledi aynı arkadaşım ve bende 2 kez daha red cevabı aldım. Hiç gururum kırılmadı, incilerim de dökülmedi. Tam tersine "kaybettiğini gör de kahrol" mantığıyla daha da önemsedim kendimi. Ve yazın sonunda kendi çıkma teklifi etti bana.
- Ayrı illerde flört etmek olur mu? Olur, hemde daha iyi olur. Çünkü karşındakini özlemen için süper bir fırsattır. İnsan herkesle gezer, tozar, yer, içer ama sadece sevdiklerini özler bana göre. Farklı illerdeyseniz mektup yazma şansın da olur hem. İlk çıktığımızda uludağ üniversitesini kazandığı için Bursa'da kalmaya başladı. Böylece daha az kavga edip, daha çok özleyebilme fırsatımız oldu. Kestane şekerleri de cabası.
- Kadın dırdırı da, erkek dırdırı da aynı. İkisi de insanı soğutuyor. Kızlar "kiminlesin, nerdesin, kız sesi geliyo, kim o, bir daha şu kızla görüşmeni istemiyorum" dedikçe karşısındakini bunaltmaktan başka birşey yapmadıklarını fark etmeliler artık. Şu kızla görüşmeni istemiyorum olayı ise, tamamen o kızın değerini arttırıyo aslında. Belki o kız onun için sokaktan geçen herhangi biri de olsa o laftan sonra aklına zorla o kızı sokuyosunuz. Sonra erkek bu dırdırdan bunalıyo, dırdır duymak istemediği için kadını aramıyo. Aramaz tabi, insan huzur bulduğu birisiyle konuşmaktan hoşlanır, dırdır dinlediği biriyle değil. Ve kadın aranmadığı için kavga çıkıyo. Buyur burdan yak.
- Dırdır konusunda erkeklerinde kızlardan aşağı kalır yanı yok bence. "Ne giydin, o eteği giyme, o ruju sürme, eve geç kalma" Ayy bu ne ya. Zaten İstanbul sokaklarında ne giyeceğini şaşırmış şehirli kız, 40 yılda bir şık giyiniyim der o zaman da iltifat yerine "bu ne yaa hiç güzel olmamış, keşke etek yerine kot giyseydin" cümlesini duyar. Gelde o erkeğin kafasına odunla vurma. Etek meraklısı olmasan bile, yasak olunca hergün etek giyesin gelir. Ayrıca mini etek denen meret gençken giyilmez de, 55 yaşındayken mi giyilir?Sonuçta söz konusu şehirli kız o eteği tek başına gece yarısı Taksimde gezerken giyse anlarım eceline susamış. Ama yanında sevgilisi varken giydiği zaman, çok pardon da erkekler ne işe yarar? Hiç biri çıkıp da "Ben varken sana kim bakabilir, ne istiyosan giy ama benim yanımda giy" demez. Genellikle çoğunun delikanlılığı hiç ihtiyaç olmadığı zamanlarda devreye girer. Yada birlikte gidilecek bir davet yada parti vardır. Erkeğin en büyük korkusu sevgilisinin çok güzel olup bütün dikkatleri üstüne çekmesidir, ne giyeceğini de bilemez ama bari vasat bişey giyse diye dua eder. Çünkü bence çok az erkek ortamın en güzel kızının onun sevgilisi olmasını kaldırabilir. Ve sorar: "Akşamki davette ne giyeceksin?" Bu bir kıza yapılacak en büyük ayıplardan biridir. Sanki kız giyinmeyi bilmiyo da sende ona akıl veriyosun. Sevgilisine güvenen, "benim sevgilim nerde ne giyileceğini bilir" diye düşünen ve ortamda en güzel kız onun sevgilisiyse, kıskançlık krizine girmek yerine "benim gibi adamın böyle güzel sevgilisi olur tabi" diye övünen adam şanslıdır. Çünkü onun sevgilisi yaşamıştır.
- Her dakika görüşen yapışık çiftlerden hoşlanmam, çünkü buluştuğumuz zaman anlatıcak şeyleri olmaz hep biz konuşmak zorunda kalırız. Her dakka görüşenler hem çok kavga eder, hemde birbirinden bıkma tehlikesi geçirirler. Her dakika iç içeysen ne anlatıcaksın ayrıca. Arada erkek kendi kankalarıyla takılsın, kız da kendi kankalarıyla. Sevgilisi oldu diye kimse heryere yapışık ikiz gibi gitmesin. Görüşeceğimiz zaman çok eğlenelim. Tiyatroya gidelim, sokak pilavcısından pilav yiyelim, Beşiktaş'tan başlayıp gidebildiğimiz yere kadar yürüyelim. Sahilde boğaza karşı hafta içi yaptıklarımızı anlatalım, yorulursak bir yerde 2 martini içelim, akşama kankaya baskın yapıp tabu oynayalım, pazar günü fenerbahçe de kahvaltıya gidelim, buz pateni kayalım, sinemaya gidelim, dolmuş beklerken kestane yiyelim, gece diskoya gidip dans edelim, akşam mutlaka çorba içelim, benim kız arkadaşlarımla senin erkek arkadaşlarını kavga ettirelim sonra karşılarına geçip gülelim, sabahları koşuya gidelim, akşam elimizde kahveyle İstanbul'u gezelim. Ne yaparsak yapalım ama lütfen kaliteli zaman geçirelim. Hambugercide zaman öldürüp tıpış tıpış eve gitmeyelim. Sıkıcı bir hafta sonu geçirince psikolojik olarak o etkinliğin içindekiler de alnının orta yerine sıkıcı damgasını yer, ama hızlı tempolu bol aktiviteli bir haftasonunu ve haftasonunun içindeki kişiyi kim iple çekmez?
- Neden ayrıldınız sorusuna "Hiç ortak yönümüz yok" cevabını kabul etmiyorum. Asıl bizim hiç ortak yönümüz yok. Ama ayak uydurmaya çalışmak daha eğlenceli oluyor. O benim için bir kere çin yemeği yediğinde ertesi gün midesi yıkanmıştı. Ben onunla birlikte paraşütle atladığımda kalpten gidiyordum, o buz pateni kaymaya çalışırken popo üstü düşmüştü. Ben onunla playstation oynarken eğleniyor gibi yapmıştım, o da benim sınırsız ayakkabı alışverişimde fikir beyan etmişti. Ben onun için kurufasülye yerken midem ağzıma gelmişti, o benim için sex and the city'yi izlerken sıkıntıdan patlamıştı. Ama hepsini denemek çok eğlenceliydi.
- Telefon karıştırma mevzusuna şiddetle karşıyım. Bende bir zamanlar onun mesajlarını okumuştum ama o zaman 15 yaşındaydım. Şimdi asla yapmam. Benim telefonuma en yakın arkadaşımdan gelmiş özel bir mesaj olabilir, neden o mesajı okusun? Aynı şekilde onunda bir arkadaşının şahit olmak istemediğim özel bir durumu olabilir. Burnumu herşey sokmaya gerek yok. Diyelim ki aldatıyor seni. Sende telefonunu karıştırırken yakaladın mesajı. O zaman onu anında terk edip, suratına tokadı yapıştırabilecek misin? Bunu yapamazsan zaten o ilişkiden hayır gelmez bence. Ama eğer yapamayacaksan, onu terk edemeyecek kadar aşıksan, neden karıştırırsın telefonu. Terk edemeyeceksen neden öğrenmek istersin?
- Neden bazen sürpriz notlar yazıp gizlice cebine koymazsın? Neden onun sevdiği birşeyi vitrinde görünce ona almazsın? Neden en sevdiğiniz şarkıyı bağıra bağıra söylemezsin, neden huzur vermeyi denemezsin, neden onun için portakal soymazsın, neden telefonuna yada mailine gülümseticek mesajlar atmazsın, neden annesine küçük bir jest yapmayı denemezsin, neden bir wafılı paylaşmazsın, neden çok beğendiğin kitabı içine en güzel fotoğrafını koyup ona hediye etmezsin. Gerçekten seviyorsan karşındaki kişiyi, neden bunları yapmazsın?
Bu yazı çok sevgili blogger arkadaşım paperdoll'a ithaf edilmiştir.