
Bir zamanlar İstanbul gibi metropol bir şehirde yaşayan harika bir çift varmış. Birbirlerine hiç benzemeyen, hiç ortak noktaları olmayan, hatta çoğunlukla tamamen zıt karakterlerine rağmen uzun zamandır oldukça iyi anlaşan bir çift. Genç adam Marlboro içen, her zaman cool, ilk girdiği bir ortamda hemen sivrilmeyi sevmeyen, siyaset ve korku romanları okuyan, futbol delisi, mantı ve irmik tatlısı seven, Haluk Levent dinleyen ve en sevdiği içkinin rakı olduğu bir terazi burcuymuş. Genç kadın ise konuşmayı ve özellikle de çok konuşmayı seven, siyaset ve korku romanları dışında her şeyi okuyan; Ajda Pekkan ve Britney dinleyen, ve Malibu içen bir boğa burcuymuş. Üstelik en sevdiği yemekler olan enginar, somon ve sushiden genç adam ölesiye nefret edermiş. Genç ikilinin birbirlerine yakın olan tek şeyleri giyim tarzlarıymış. Uzun yıllar önce genç adamın etkilendiği deli yürek style, yine uzun yıllar önce genç kadının etkilendiği çılgın bediş style ile kombinlenemeyince; ikisi de mantıklı ve aklı başında bir tarz seçip orta yolda buluşmaya karar vermişler.
Birbirlerine bu kadar zıt olsalar da, 9 yıl kadar kısa bir süredir aşırı mutlu bir flört yaşayan genç çift; bir gün iş seyahati, göç yada küresel ısınma dışında başka bir zorunlu nedenden dolayı ayrı kalmak zorunda kalmışlar. Genç kadın nişan yüzüğünü taşıdığı eliyle ona el sallarken, genç adamda uzaktan tek bir selam verip kalabalık bir asker grubunun içinde kışlaya doğru ilerlemiş. Bu birbirlerini kısa bir süre için son görüşleri olmuş. Ama ne yazık ki, herkesin söylediği kadar kolay olmamış, zaman neredeyse pazartesi günlerinkinden bile daha yavaş işler olmuş. O günden itibaren genç kadın için hayat yayla çorbası ve şeftali yemekten ve günde 15 saat uyumaktan ibaret olmuş. Hatta her akşam aynı şeyleri giyer olmuş. Siyah bir eşofman, gri bir hırka ve genç adama ait yeşil bir tişört. Zavallı yeşil tişört, gezdiği şehirlerin, katıldığı eğlencelerin ve şahit olduğu yüzlerce güzel anının izlerini 40 derecede ön yıkamalı olarak yıkandığında kaybetmiş olsa da, yine de genç kadın için vazgeçilemez bir parçaymış. Çünkü bu yeşil tişört genç adamın giyme rekoru kırdığı ayrılmaz parçasıymış. Zaman ilerledikçe genç kadın ölesiye sapıtmış ki, kendine üyelerinin ortalama 55 yaşında olduğu yeni bir grup bularak günün belli saatlerini 55 yaş grubu ile geçirmeye başlamış.
Genç Adam ise kışlasında kötü kokan çarşaflarına ve zavallı ayaklarını doğduğuna pişman eden postallarına rağmen bulunduğu çevreden ve atmosferden hoşlanmış. Zaman zaman 50 dakikaya varan ve kışlanın bahçesindeki telefon kulübesinden gerçekleşen konuşmaları bile özlemlerini bir an olsun dindirmeye yetmemiş.
Geçen zamanla birlikte genç kadının huyları da değişmeye başladı. Giderek huysuz, geçimsiz ve sinirli birine dönüştü. Çoğu zaman sinirlerini zıplatmamak için evden bile dışarı çıkmaz oldu. Genç adamın yokluğundan beri dönüştüğü çirkin ve bakımsız haline, birde bu kötü huylar eklenince bütün çevresindekiler ondan kaçar oldu. Sonuç olarak kendini yazı yazmaya verdi ve daha şimdiden bu okuduğunuz yazının binlercesini stok yapmaya başladı.
Hepimize kolay gelsin
THE END

5 yorum:
cok zor bir durum ... hayat kendimiz sorgulamımız icin bize zaman verir... kendimizi dinlemeliyiz... ve karamsarlığa kapılmamalıyız hic bir konuda ... ve hayallerimize sarılmalıyız o dönemde... cünkü hayellerin seni umudundur... kendinden soğmanı engeller... yaşamın kaynağıdır... ve herkesden önce en önemli olan sensindir... kendin...
ben bu aşkın hüzünlü tarafını bu kadar algılamamıştım şimdiye kadar... okurken çok kötü oldum. askerlik hemen bitsin dedim.
her aşkın hüzünlü bir tarafı vardır... sadece dışarıdan bakan biri ne kadar yakın olsa da bazen o hüzünlü yanını ruhunun derinliklerinde hissetmeyebilir...
yerim ben bu çifti :)
tom ve dövmeli, yorumlarınıza çok sevindim.. :)
Yorum Gönder