24 Kasım 2011 Perşembe

ŞEHİR HAVASI ÇARPMASI

Dün gece film gibi bir akşam yaşadım. Hayır öyle büyük bir maceraya atılmışlığım filan da yok. Ama o kadar güzeldi ki, kendimi bir film karesinde gibi hissettim. İşten çıkınca önce eski semtime gittim. Eski sokaklarımda dolanıp, eski caddemi boydan boya yürüdüm. Kalabalığa karıştım. Eskiden bütün zamanınım geçtiği sokakların kokusunu içime çektim bol bol. Yanlız olmama sevindim. Yalnız olmakta iyi geliyor bazen insana.

Her zamanki büfede tek başıma sosisli yedim. Sosislimi yerken şehrin kalabalığını izledim. Koşturan insanları, el ele giden sevgilileri, market torbası taşıtan kadınları. Ne çok telaşı vardı herkesin. Sevgilimi aradım, sevgilimi özledim. Sevgilimi özlerken, aslında özlediğim şeylerin ne kadar fazla olduğunu fark ettim. Sosislinin tadı bile daha başka geldi bana.

Trafik ışıkları şehir gürültüsüne karışırken, bende gecenin esas konusu kuzenim B'nin kına gecesine gittim. Bütün kuzenler buluştuk. Su gibi diet kola tükettik ve gecenin sonunda diet kola içerek sarhoş olan tek insanlar olarak tarihe geçtik. Ben dans ederken sürekli tıkındığım için, badem boğazıma kaçtı. O an dedim ki; "eğer burada ölürsem kına gecesi kanlı bitti diye gazetelere çıkarız, dayan kızım" Zar zor badem aşağı indi ama bende bir ölüm korkusu, kimseyi çekiştirip dedikodu yapamadım o saatten sonra. Gece yarısı kınadan çıktığımızda, tenhalaşan sokakları kahkalarımızla doldurduk. Benim İstanbul'un diğer ucundaki evime gitmek epey zor olacağı için, eski evimde nostaljik bir gece yaşamayı planladım. Eski ve unutulmayan evime.

Ev arkadaşım Melly ile eski günlerdeki gibi gündemi masaya yatırdık. Gündem başlıkları da kına gecesine oscar törenine katılır gibi abartarak giyinen rüküşlerden oluştu. Eski kupamda çay içtim. Eski kareli battaniyemi üzerime örtüp köşe koltuğuma yayıldım. Eski banyomda duş aldım. Eski yatağımda şahane bir uyku çektim. Gece yarısı uyandım. Bir an için evlenmiş olmam acaba rüya ve şuanda ben normal hayatıma devam mı ediyorum diye düşündüm. Çok tuhaf, çok güzel ama biraz da buruktu her şey.

Sabah Melly erken kalkmış. Ihlamurlu ve krem peynirli eski kahvaltılarımızdan yapıp işe gittim. Bu akşam kendi evime gidicem. Sevgilime püre ve tavuk pişirip boynuna sarılıcam ve evimizi dağıtıp her yere kırıntı dökmesine izin vericem. Çünkü bu sabah fark ettim ki; bir şeyin hayalini kurup beklerken, yada geçmişte kalan bir şeyi özlerken yaşadığın anı kaçırıyosun. Ya bir şeyin hayalini kuruyoruz sürekli, yada başka bir zamanı özlüyoruz. Hiç olduğumuz zamanda değiliz. Oysa ki hayatının her döneminde yaşadığın her ama her saniye gerçekten de çok kıymetli, sonradan anlıyorsun...

4 yorum:

Adsız dedi ki...

tatlım yaa ne güzel yazmışsın :)

ÖziBio dedi ki...

çok harika bir yazı olmuş,çok kısa sürede hergün merakla takip etiiğim bloglar arasında oldunuz :) Aşkı sevdirmek böyle birşey,okurken yaşadığının farkına varıyor insan... :)

Paris in Me :) dedi ki...

Sanırım sürekii hissettiğim şey bu, eski arkadaşlarım nerdedir, ünidekiler napıyodur, kampüsü özledim, ankarayı özledim.. Hep bunlar kafamda ama halbuki şuanım gayet güzel.. neden hep bi özlem içindeyim bilmiyorum.. An'ımla mutlu olmayı bilmeliyim.. Sonradan pişman olur insan çünkü.. Olmayalım pişman, pişman olmadan bişeylerin kıymetini bilelim..

Rahime.T.E dedi ki...

Anı yaşayamamak işte ben bu yüzden mutsuzum sanırım.