29 Ekim 2012 Pazartesi

Taşınıyoruz!..

Yeniliğin ve yeniliklerin insanı Tuğçe, bu sezona da bir kaç ufak değişiklikle başlamaya karar verdi. Sanırım artık kuaförde saç başla olan değişimler beni kesmiyor, yenilenmeyi öyle çok seviyorum ki yaşantımda olan herşey bu durumdan nasibini almaya başladı. 

Yaz bitiminde önce salona el attım. Geçen yıl mor ve beyaz olarak kullandığım salonu bu sene siyah ve beyaz olarak değiştirdim. Beyaz koltuklarınız varsa sadece yastık, tablo ve duvar kağıdı değişimleri ile çok ucuza salonun tarzını yenilemek mümkün oluyor. Duvar kağıdı deyip geçmemek lazım tabi, yapması çok zor ve bir o kadar da eğlenceli. Duvar kağıdı yapmak ekip işi zaten, hatta bence çiftlerin geçmeleri gereken bir sınav. O kağıtlar azıcık yamuk olunca kavga başlıyor hemen :) Yada milim milim tam denk geldiğinde kutlama kucaklaşmaları! Bizde o sınavı gece 3 buçuk sularında başarıyla bitirdik. Öyle ki kolumuza bir altın bilezik daha takıp, hafta sonları duvar kağıdı ustası olarak evlere gidebilirdik artık. Derken geride bıraktığımız dağınıklık ve pislik gözüme çarptı. Duvarı kaplamak 4 saat sürdü, salonu temizlemek ise paha biçilemez.

Yenilik dedim ya, blogumu da yenilemek istedim bu sene. Daha sade olmalı artık blog, ve daha açık. Teknoloji denilince bendeki beyin damarları tıkandığı için hemen kuzenimden yardım istedim. Kırmadı sağolsun, gecesini gündüzüne kattı. Her adımı atmadan önce de bana soruyor: "Domain aldık ama aktive etmek için hosting de satın alıp, domainimizi hostinge tanımlamamız gerekiyor" diyor. Hiç bir şey anlamıyorum. Öyle anlamıyorum ki, kafasından uydursa zerre kadar şüphelenmem. Çaktırmadan "Tabi canım hostingsiz olur mu, en iyisinden en kaliteli hostinginden alalım ucuza kaçmayalım" diyorum, gülüyor.

İşte bu yüzden yazılarıma artık yeni blogta devam etmek istedim ama yazmadan da duramadım. Yazı yazmadığım zaman beynim öyle doluyor ki, yazacağım şeyler sürekli iç sesimde dublajlanarak beynimi meşgul ediyor. Beynimde duracağına burada dursun diyerek, sanırım buradaki son yazımı da yazmış oldum.

İşimi öyle çok seviyorum ki, 29 Ekim'de yani resmi tatil olan bir günde bile sabah erkenden belki bir şeyler yaparım diye işe geldim. Üstelik servis bile yoktu ve ayakkabılarım devletimizin sağladığı toplu taşıma araçları için fazla topukluydu. Binbir zorlukla hedefe vardığımda; bütün ekibin tek bir fire vermeden kendi kendine işe geldiğini fark ettik. Sanırım takım ruhu dedikleri bu olmalı :)) Ve bu yarım günlük ofis kaçamağım sayesinde biriken blog postlarını okumak ve yazı yazmak için kendime bir fırsat yaratmış oldum.

Yeni sayfam tamamlandığı zaman buradan da duyuracağım, şimdilik yapım aşamasında :))
Aa unutmadan, yazı yazmadığım zaman twitter'dan "ne zamandır yazmıyosun" diye sitem edenler; "çok tatlısınız"
Bu sitemlerden çok mutlu oluyorum...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Sitemlerde bulunanlardan biri olarak merakla bekliyorum yeni yazılarını Tuğçe. Hep yaz sen, hep! :)