Bugün güneşin tam tepede olduğu saatte minibüs bekleyenler bir sürprizle karşılaştı. Bir yandan 34 derece sıcaklıkla, bir yandan da taşıdıkları torbalarla mücadele eden bir grup yolcu, kendilerini ilk gelen minibüse attı.
Yazın minibüse binmek demek, işkence demekti. Her minibüse mutlaka en son geçen bayram duş almış biri binerdi ve onun o eşsiz kokusunu doya doya ciğerlerimize çekmek zorunda kalırdık. Nedense her zaman yarısı açılan camlardan içeri hava girmez, o ufacık yel esintisi için millet birbirini çiğnerdi. Camlar orta yerinden hunharca çivilendiği için, açılan cam çiviye takılır böylece vatandaşın kötü kokuya karşı kendini savunma hakkı da elinden alınırdı.
Bu kez öyle olmadı. Bindiğimiz minibüste klima açıktı, içerisi cennet gibiydi. Sıcaktan gözü dönen vatandaşlar klimalı minibüste yeniden doğmuş gibi oldu. Ayrıca hiç bir masraftan kaçınmayan şöför, aracına glade oda kokusu da koymuştu ve içerisi mis gibi kavun kokmaktaydı. Gerçekten de kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir andı.
18 Haziran 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
oooo süpperr cidden (: Ankara'ya da istiyorum öyle toplu taşım araçları.
belkide şoför çok sıkılmıştır bunalan ve kokan insanlardan. aslında verilen paranın karşılığı hoş bir hizmet olmuş.
oha alkışlarımızın sesini duy minibüs şöförüü!
Yorum Gönder