28 Ekim 2010 Perşembe

GEZDİM, GÖRDÜM, ARPACIK!

Hiç bir ucuz gezi fırsatını kaçırmayan ben, bu hafta başında Kartepeye gittim. Kartepeye henüz kar düşmemiş olabilir, ama bu durum sayesinde acaip tasarruf ettim.

Kartepe gezisi aslında halamın organizasyonuydu ve katılanlarda onun her birinin önceki hayatında stand-up'çı olduğunu düşündüğüm hafif sıyrık orta yaşlı eğleceli kadınlardı. Grubun en genci olarak ne desem yaptılar, çok eğlendim. Yol boyunca otobüste karaoke yapıp dans ettiler. Bende onlara yolda "neden-çünkü" oyununu oynattım. Grubun yarısı neden ile başlayan bir soru cümlesi, diğer yarısı da çünküyle başlayan bir cevap cümlesi yazdı kafalarından. Sonra rastgele eşleştirip okudum. Hepsi çok terbiyesiz şeyler yazmış, okurken öldüm gülmekten. Hiç bir aktiviteyi kaçırmayıp en uzun yürüyüşlere bile katıldılar. En imkansız isteklerde bulunup, gerçekleştirmek için zihni sinir fikirler ürettiler. Mesela teleferik sezon açılmadığı için kapalıymış, teleferiği açtırmak için otel müdürüne kadar görüşmek istediler, sonunda sezonun ilk telerefik yolcusu olmayı başardılar.

Sevgilimin Türkiye'ye dönmesine 4 gün kalmışken bende kendimi kampa almış oldum. Göl kenarında uzun yürüyüşler yaptık, teleferikle zirveye çıkıp ter temiz dağ havası aldık, sıcak havuzda yüzüp gevşedik, hamamda keselenip masaj yaptırdık, Öğlen ve akşam bol bol taze balık ve buharda pişmiş sebze yedik. Akşam odamızda sadece güneşte kurutulmuş kayısı ve ceviz ikram edilen bir pijama partisi organize ettim ve herkesi terbiyesiz fıkra anlatması için zorladım. Lobide çay saatinde papatya ve yeşil çay içtim. Peki sonuç? Sonuç şu ki; bu kadar güzel şeyden sonra oteldeki rahat ötesi yatağıma yatıp sabaha kadar uyumadım!

Bütün gece sağa sola dönüp durdum. Tam 1-2 saat uyumuşken saatin alarmı çaldı. Çantamı toplayıp kahvaltıya indim. Tam tahıllı, yeşil çaylı kahvaltının ardından Sapanca Gölü'nün kenarında yürüyüşe çıktık. Sonra da bir alabalık çiftliğinde öğle yemeği yiyip İstanbul'a döndük. İstanbul'a gelir gelmez miss gibi egzoz kokusunu alınca kendime geldim, trafikte sıkışıp kalınca biraz streslendim iyi geldi. Gece yatağıma yatınca sokaktan araba seslerini, komşuların gürültülerini duyunca mis gibi bir uyku çektim, kendime geldim.

Kartepe'yi gezdim, gördüm ve gelince de arpacığım çıktı. Daha tam bir arpacık denemez, hafif bir şişlik ve kızarıklık var şimdilik, ama hemen önlemlerimi aldım. Klasik ılık çay pansumanının yanı sıra google da bir araştırma yaptım. Sarımsak, arpacığın üzerine sürülürse, çok acaip gözü yakıyormuş ama anında iyileştiriyormuş. Fazlaca mazoşist bulduğum bu yöntemi es geçip araştırmaya devam ettim. Yaptığım araştırmalar sonucu öğrendim ki, sarımsağın yenmesi de vücuttaki mikrobu büyük ölçüde kırıyor ve iyileşme sürecini hızlandırıyormuş. Bende akşam yemeğimin yanına 1 kase bol sarımsaklı bir yoğurt eklemek zorunda kaldım. Yarın benimle buluşacak olan paperdoll ve frenchoje bir kez daha düşünebilir!

6 yorum:

French Oje dedi ki...

şu anda düşünüyorum mesela. biraz geç kalsam koku azalır mı dersin?

Mia Wallace dedi ki...

ya ne güzel gezmişsin süper zaman geçirmişsin! ama istanbula geldiğimi egzoz kokusundan anlamdım dedin ya.. :)

Rahime.T.E dedi ki...

Daha çıkmak üzereyken, sarımsak sürerler bizim burda arpacığa hemende geçirir, çokta can yakmadığını söylerler. Bende hiç olmadı bilmiyorum o yüzden.

Bu arada büyük kavuşmaya az kalmış gözün aydın (:

T.B dedi ki...

french oje sakın geç kalma kafanı kırarım..

cips: ben nette araştırma yaptım, deli gibi yakıyor diye yazmışlar, valla gözüm korktu, yapamadım.

Mia'cım: Biz istanbulda alışmışız tabi şehir yaşamına böyle stresten arınmak bünyeme iyi gelmedi, özüme dönünce rahatladım yine

MeLLy dedi ki...

Ayy, ne güzel de gezmişsin ama, ben de istiyorum güzel bi gezi yaa... :(

francesca mckennitt dedi ki...

Arpacık konusunda uzman bir insan olarak söyleyebilirim ki o ılık çayı kaynar suyla yer değiştirirsen kesin çözüm sağlarsın :) Bir de sarımsak yemek cidden işe yarıyor, sürmeyi hiç göze alamadığımdandır ki bu arpacık yüzünden ameliyat bile oldum ben!