Çok ama çok küçük olduğum günlerdi. Habire hastalanıp ateşlenmek artık hayat rutinlerimden biri haline gelmişti. Haftanın en az 1 günü sabah uyandığımda bir hastanede olurdum. O gece de ateşim çok çıkmış olacak ki, kabuslarım ve karışık sonsuzluk imgeleri beynimin içinde dönüp durmuştu. Sabaha karşı gözümü açtığımda annemin kırmızı ojeli elini ve anneannemin düz sarı altından yapılmış alyansını gördüğümü hatırlıyorum. Ateşim, buzlu ve sirkeli keskin bir müdahaleden sonra biraz hafifler gibi olmuş ama tekrardan yüksek ateşin sebep olduğu kabuslu rüyalarıma geri dönmüştüm..Anne ve babası ayrı olan çoğu çocuk gibi bende oyuncak, çikolata ve renkli hikaye kitabı bolluğu içinde bir çocukluk geçirdim. Annem maaşını aldığı zaman eve her zaman barbie bebekle dönerdi. Onun ucuz bebek yerine orjinal barbie almasını o zamanlar da büyük bir şans olarak nitelerdim. Kimseye söylemesem de annem bir şekilde naylon saçlı barbilerden hoşlanmadığımı anlardı ve bunun için bana "bunu bulamayanlar da var" nutukları çekmezdi. Maaşını aldığı zaman en havalı barbie'yi raftan kendi seçip oyuncakçının mor renkli parlak hediye kağıtlarıyla paket yaptırırdı. Babamın aldığı oyuncaklar daha sofistike seçimlerdi. Mesela kapağı açıldığı zaman içinden yaylı bir yumruk çıkan mavi bir hediye kutusu. Yada gümüş renkli metal bir kutu içinde özel bölmelere yerleştirilmiş sulu boyalar, keçeli kalemler ve kokulu silgiler. Babanemin vaz geçilmez hediyesi de Romanya'dan gelen üzerinde baloya giden kabarık elbiseli kız resimlerinin olduğu yuvarlak metal kutulardaki kurabiyelerdi. Kutunun cazibesine kapılıp içindeki lezzetsiz kurabiyeleri bir çırpıda yerdim. Birde oyuncaklarım arasında nerden geldiğini bilmediğim siyah bir yılanım vardı. Kıvrımları bir eklem gibi hareket ederdi. Siyah plastiğinin üzerinde kırmızı yılan derisi baskılı etiketi vardı ve görende rahatsız edici bir duygu uyandırırdı.
O ateşlendiğim gece gözlerimi kısıp baktığımda ojeli ellerden sonra gözüme ilk çarpan o yılan oldu. Nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde oyuncak yılanım yastığımın yanında benimle birlikte mışıl mışıl uyumaktaydı. Baktığım zaman üzerindeki yılan derisi baskılı etiketi resmen beynime kazındı, sonra hiç bir görüntü yok. Annem ve annemin kısık sesli konuşmalarının fonunda yılanlarla boğuştuğum korkunç kabuslar. Uyanmak isteyipte uyanamama, bağırmak isteyip de sesinin çıkmaması durumu. Oyuncak yılanı yataktan aşağı itmek isterken kılını bile kıpırdatamama, ve bu günlere kadar taşınmış bir yılan fobisi..
Televizyonda izlerken, yılanları görüp ürperirdim. Hep merak ederdim, bir gün gerçekten karşıma çıksa ne yaparım diye. Çıktı!..
Hafta sonu A Plus'ta kahve içtik, otoparka iniyoruz. Alt katta kafesin içinde kangurular var. Arkadaşıma sesleniyorum "gel hayvanlara bakalım" diyorum. Sevgilim hızıma yetişememiş, geride kalmış, "Ne var ki orada" diyor. "Gel" diyorum, "Dinazor var, hemen incelemeliyiz" Derken başka bir arkadaşım "aaa yılan var orada" diyor. Ben dinazor dedim ya, onu da şaka sanıyorum. Gidip cam kafesin önüne yapışıyorum. Dev bir pitonun gri ve sarı renkli desenlerini, üstündeki pütürlü deriyi, ve nefes alıp verme belirtisi olan kımıldamaları görünce neye uğradığımı şaşırıyorum. Çantamı bırakıp kaçmaya başlıyorum, koşup bir kolonun arkasında onu göremeyeceğim bir yere geçiyorum. Kalbim sıkışıyor, ağlamaya başlıyorum.
Sevgilim uzunca bir süre yılanı inceledikten sonra benim olmadığımı nihayet fark ediyor. Yanıma gelip halimi görünce gülme krizine giriyor. Benim dizlerimin bağı çözülmüş, kalp atışlarım dakikada bin beş yüz. Tansiyon yerlerde, kanım çekildi, elim ayağım titremeye başladı. Ben ki galaksiler arası kollektif bir salgın yaşansa bile, ayakta kalacak son dirençli kişiydim. Sevgilim halime güldükçe, ben ona sinirlendiğim için daha çok ağlıyorum. Sonuç olarak tüm arkadaşların yanımıza gelmesiyle yılanın bulunduğu cam kafesin uzak bir yerinden geçerek otoparka ulaşıyoruz..
İlki çok sarsıcıydı, ikincisi olmasın diliyorum. Korkularım yok gibi yaşamaktansa, bir adım dahi olsa öteye gitmeyi kendim için başarı sayıyorum. Ben ödü patlamış gibi tavşan gibi çırpınırken karşımda Erol Taş kahkahaları atan sevgilime de buradan tesüflerimi iletmeyi bir borç biliyorum...

5 yorum:
oyy kıyamammm.. nasıl da korkmuş yiring :)
ah ahh T.B'cim erkek milleti değil mi bizim en yardıma muhtaç anımızda erol taş gibi gülüyorlar. Gel sarmala ama di mi? yoookk..
şaka bir yana yerim seni kuzuum annem de aynen böyle her yılan görünce kendinden geçiyor ve bir kere koltuktan düşmüştü düşün :)
Erol Taş kahkhaları?! Tanrım asıl ondan korksanaaaa
Ben bu konuda çok şanslıyım sevgilim benden daha korkak, ben onunla dalga geçebiliyorum.
hayatım demek ki sen şanslı azınlıktansın!..
Yorum Gönder