Hayat bazen gözüme 5 seçenekli öss sınavı gibi karmaşık görünüyor. Sürekli bir şeyleri eleme, sürekli bazı şeylerin üzerini çizip karar verme durumdayım. Erkeklere göre hayatın her alanı daha kolay olduğu için bu konuda da kendilerini kıskanmıyor değilim. En basiti duştan çıkıp hazırlanmaları 10 dk sürüyor. Çoğu zaman seçim yapmak için bile zaman harcamadan kot pantolonlarını ve kazaklarını giyip hazır oluyorlar. Bizde hazırlanmak için zorlu adamlar atarak finale giden yolu bitirmeye çalışıyoruz. İşin en zor olanlar benim gibi uzun saçlı kızlar! Önce saçımızı düz mü, maşalı mı, jöleli mi yoksa köyümün yağmurlarında yıkanmış gibi kendi halinde elektrikli ve kabarık olarak mı kullanıcaz ona karar veriyoruz. Bu uzun işlemler sırasında sürekli brezilya fönü yaptırmayı düşünüyor, ama cimri bir insan olduğumu hatırlayınca 300 milyonumu brezilya fönüne yatırım yaparak değerlendirmekten vaz geçiyorum.
Cume gecesi haftanın sona ermesiyle seçim yapılması gereken başlıklar giderek artıyor. Sabah kuzenimle kahvaltı mı, kuaförde manikür mü diye karar vermeye çalışırken kuzenimle kahvaltı şıkkını seçip uykuya yatıyorum. Bir gece önceden yediğim Mc Donald's cheeseburger yüzünden sabah korkunç bir mide ağrısı ile uyanıp kusmak için banyoya koşuyorum. Öyle fenayım ki acilen bir B planı yapıp hastaneye gitmek yada yatağımda uyuyarak kendi kendine geçmesi arasında tercihimi yapıyorum. Tabiki de hastaneye gitmiyorum, nane limon ne güne duruyor! Kuzenim benimle bir cumartesi kahvaltısı hayalinin üstüne bir bardak su içiyor, sonra da gidip uykusuna kaldığı yerden devam ediyor.
Gözlerimi sağlıklı olarak açtığımda saat 15:00 oluyor. Telefonumdaki 1 milyon cevapsız aramayı tek hamlede "No" tuşu ile imha ederek bakmadan geçiyorum. Akşam sevgilimin yanına gitmek için giysi seçmek gibi çok çok mühim bir kararı almak üzere dolabımın karşısındaki kürsüye geçiyor ve bu önemli kararı almamda yardımcı olmaları için amerikan başkanı dahil herkesi alarma geçiriyorum.
Çoğu kadın gibi bende dolabımdaki bir sürü kıyafete bakarak "giyecek hiç bir şey yok" diyorum. Bu handikapı çözmek için dolabın karşısına bir sandalye koyup düşünmeye başlıyorum. Derken kafamdan hala tamire veremediğim çizmelerim, evi ne zaman badana yaptıracağım, ofis çekmecemdeki şarj aletimin çalınma tehlikesi, buzdolabındaki domatesli pilavın bozulmuş olma ihtimali ve o an çalışmakta olan çamaşır makinesinin kaç dereceye ayarlandığı gibi bir takım gereksiz konular geçiyor. Birden bire kendimi boş boş giysilere bakıp hala karar verememiş olarak yakalıyorum.
Cumartesileri planımızı ben yaparım, pazar günleri de sevgilim. Planımı yaparken ikimizin de haleti ruhiyesini, hava durumunu, evde biriken ütüleri, grupfoni'deki indirimleri ve eğer varsa hafta içi aldığım fazla kiloları da göz önünde bulundurum. Evde çok ütü biriktiği zaman ilk tercih olarak ev arkadaşıma satmayı denerim, yok yemezse paşa paşa eve erken dönüp disko kralını izlerken ütü tahtası üzerinde saltanatımı sürerim..
En zor tercihler hafta içi eve döndüğümde olur. Kendime ait kısacık zamanlarda kahvemi alıp kitap okumak mı, müzik dinleyerek dergi bakmak mı yoksa kareli battaniyemin altında mayışmak mı isterim karar veremem, çünkü hepsi çocuklarım gibidir. Ne renk oje süreceğimi ev arkadaşıma sorarım, o ne derse tam tersini yaparım.
3 yanlışın bir doğruyu götürdüğü Öss sisteminde bile yıllar önce hiç boş soru bırakmamış, bilmediğim soruları itina ile sallamıştım. Sallamanın da bir tercih olduğunu var sayarsak en kötü tercihi kararsızlık olarak niteliyor ve bu yazımı okumayı seçtiğiniz için size ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum..

14 yorum:
mistress: kalp kalbe karşıymışdan yola çıkarak o zaman bizde blogger blogger a karşıymış diyelim de gönüller bir olsun madem! :))
ayyy aynen bu konuda bi yazı yazmayı düşünmüştüm bikaç hafta önce ama bu aralar o kadaaaar o kadaaar üşengecim ki blogger'a girmek bile zor geldi tuğbek. neyse seninkini okuyunca yazmış kadar oldum. artık benden bi ay daha yazı beklemeyin
boğalar belirsizliği hiç sevmez zaten ya. ben de öyleyim aynı. her şeyim belirli olsun istiyorum. oje renklerinden onu mu sürsem bunu mu sürsem diye arkadaşıma soruyorum mesela boş gözlerle bakıyor bana. Ne var söylese sanki huh.
erkekler o on dakikada en az sizin kadar sıkılıyordur belki ha?
Brezilya fönü yapılırken kanserojen madde kullanılıyomuş diye duydum, boşver saçını topla yeter :p
paperdoll: insanla gibi yorumlar da çift yaratılırmış :)) üşengeçlik yok halk senden yazı bekler kuzumm
bir ince ses: evet aslında zararlı ama öyle düşününce yediğin içtiğin herşey zararlı. tabi birde bunu direk kafaya uyguluyorlar, hımmm en iyisi bir süre daha maşaya devam :(
hayriş: kuşummmmm haklısın tabi empati ile yaklaşmak lazım
Leah: hayatım sen bana sor oje rengini, ben her daim senin oje rengi seçicin olurum. Hahaha muhteşem yüzyılda her angarya işin bir adamı varya onun gibi oldu :))
"Önce saçımızı düz mü, maşalı mı, jöleli mi yoksa köyümün yağmurlarında yıkanmış gibi kendi halinde elektrikli ve kabarık olarak mı kullanıcaz ona karar veriyoruz" Bu cümlede koptum vallaha :) :)
Bu yazını okuduğumda kendimi biraz ilginç buldum diyebilirim. Aramızda kalsın ama ben saçıma düzleştirici ya da jöle sürmeye kıyamıyorum (: (: ayrıca da giyecek bşyim yok hiç demedim sanırım :D haa yanlış anlama özel kıyafet odam falan da yok yani o kadar :)
Yazının geneli çok güzel bu arada. Bahsettiğin konular da dahil olmak üzere aslında hayatımız tamamen seçimlerimiz ve onlarının sonuçlarıyla önümüze gelen yeni seçenekler üzerine kurulu. Hele bayansak, bu durum 2 kat zor oluyor:). Ha bir de diğer seçeneği seçseydim ne olurda karmaşası da en zoru tabii..
b3ngü: Ne kadar şanslı bir azınlık grupta olduğunu anlatamam. Benim bir dolap dolusu giysim var ama nedense sürekli aynı şeyleri giyiyorum. Arada bir saçıma kıyamama durumu bende de oluyor, sanırım içsel bir dürtü. Ama ertesi gün asla şekil almayan saçlarla uğraşınca "kızgın maşayla seni hizaya sokmak şart oldu" diyorum.
b3ngü: Ne kadar şanslı bir azınlık grupta olduğunu anlatamam. Benim bir dolap dolusu giysim var ama nedense sürekli aynı şeyleri giyiyorum. Arada bir saçıma kıyamama durumu bende de oluyor, sanırım içsel bir dürtü. Ama ertesi gün asla şekil almayan saçlarla uğraşınca "kızgın maşayla seni hizaya sokmak şart oldu" diyorum.
Gerçekten de şanslıyım galiba :))) Birazcık da yaratıcılığım yardımcı oluyor sanırım yeni kombineler yapıp farklı giyinmemde (:
Belki de saçların öyle daha mutludur, bir gün de hizaya sokmadan dene bence ve insanların tepkilerini bana da söyle lütfen merak ediyorum :)
Ay bu kararlar öldürüyor beni, istiyorum ki gün 48 saat olsun ve ben hiçbir şeye karar vermek zorunda kalmadan her şeyi yetiştirebileyim.
CYK: bir gün 48 saat olsa 8 saat çalışıp 40 saat de gezerdik :))
B3ngü: bazen uykusuzluk çökünce duştan sonra kendi halinde bırakıyorum, ertesi gün hiç bir şekle girmiyo!
"Anam Tuğçe'yi arayacaktım" nidaları eşliğinde okudum. Dur hatta arayayım.
Yorum Gönder